
michel foucault deliliğin tarihi`nde,1500 yıllarından 1800 yıllarına;deliliğin gündelik yaşamın bir parçası sayıldığı,kaçıklarla çılgınların sokaklarda ellerini kollarını sallaya sallaya dolaştıkları ortaçağdan,artık tehlikeli sayılmaya başladıkları,tımarhanelere kapatıldıkları,öteki insanlarla aralarında ilk kez duvarların çekildiği döneme dek,batı`da deliliğin arkeolojisini irdeliyor
(jaques derrida)
Ben Deli
Sen benden deli
Yakarız gemileri
Hiç düşünmeden
(Kayahan)
Deliliğe Övgü (kitap)
Hollanda’nın Rotterdam kentinde 1465 yılında doğan Erasmus, Rönesans döneminde ortaya çıkan Hümanizm akımının en iyi temsilcilerinden birisidir. Kendisi aynı zamanda Augustin tarikatına mensup bir rahiptir. Hümanizm birinci koşul olarak, Avrupa’nın ortak bir sanat ve bilim anlayışıyla birleşmesini öngörmüştür.1536’da öldüğünde,Avrupa düşünce yaşamında saygın bir yer edinmiştir.Yazarın “Deliliğe Övgü” adlı bu kitabı içeriği ile, günümüze dek çekiciliğini korumuştur.Erasmus eserini, 1509 senesinde, İtalya’dan İngiltere’ye yaptığı bir yolculuk sırasında tamamlamış ve İngiltere’de iken de yazımını bitirmiştir, kitabını İngiliz Aydınlarından Thomas Morus (More) a ithaf etmiştir.Felsefi bir gülmece özelliği taşıyan eserde esas olarak iki farklı görüş vardır; birincisi gerçek bilgelik deliliktir, ikincisi ise kendini bilge sanmak gerçek deliliktir.Yazara göre delilik gerçek nimetlerin ve tüm mutlulukların dağıtıcısından, hastalıklar,iş,ihtiyarlık onun kapsamına girmezler.Kitapta yoğun bir şekilde deliliğe övgüler yağdırıldığını görürüz, yazara göre en belirgin tanı “kişiyi en iyi kendi anlar” lafıdır.Özsaygı,yüze gülme, unutma, şehvet, bunaklık, tembellik deliliği besleyen unsurlar olarak karşımıza çıkarlar. Yazar, burada dünyayı idare edenlerin bu unsurlarla idare edebileceği tezini savunur.Deliliğin çocuklukta ve yaşlılıkta, dostlukta, aşkta ve savaşta, yazımda her zaman nasıl baskın bir etken olduğu vurgulanmaktadır.Delilik, yaratıcısının savunduğu her şeyi eleştirerek gençliği, hayatın zevk ve neşe almayı, baş döndüren cinselliği de över.Erasmus “ Deliliğe Övgü” ‘de şu ilginç soruyu sorar: İnsanoğlunun tüm zincirlerinde kurtulmasını ve koşulsuz özgürlüğe ulaşmasını sağlayan delilik değil midir ?Bu çerçevede delilik kendini övmeye başlar eserde..Çocukluk yıllarının, insanların en mutlu olduğu yıllardır, onlar etrafları tarafında daima sevilir ve korunurlar. Bunun nedeni, daha doğarken doğanın etrafa yaydığı delilik havasının çevredekileri adeta esir etmesidir. Bu hava çocuklara bakanları büyüler ve emeklerinin karşılığını verir.Çocuklar, büyüdüklerinde eğitimlerini tamamlayıp bilge olduklarından, taşıdıkları güzellikler kaybolur, sonunda etrafındakilere ve kendilerine yük olan ihtiyarlık gelir.Deli – Dolu kimliğindeki insanlarla, can sıkıcı insanları karşılaştırdığımızda ilginç sonuçlar alırız. Kaderli, güçsüz kişiler daha genç olmadan yaşlanırlar. Oysa deliler yüzlerinde sağlık ve mutluluğun izlerini taşırlar.Yunan Mitolojisi örneğinde olduğu gibi, sarhoşluğun, Bağbozumunun ve Şarabın Tanrısı “BAKKHOS” gittiği yerlere neşe ve eğlence götürür.Bilge olmak aklı rehber olarak almaktır, Stoacılara göre; delilik ise, kendini tutkuların akışına bırakmaktır.Erasmus günümüzde de geçerliliğini sürdüren ilginç bir saptamasında , kadın – erkek ilişkileridir. Yazar eserinde: Kadınlar hoş ve eğlendirici yaratıklardır aynı zamanda çılgın bir yanlarıda vardır erkeklerden daha mutlu olmalarını biraz da deli olmalarına borçludurlar, erkekler kadınların bu deliliklerine onlardan alacakları hazları düşünerek katlanmaktadırlar. Bu haz da deliliktir. Diyerek belirtmiştir.Eserde aynı zamanda insanların dostluk ilişkilerinde de deliliğe dair övgüler görebiliriz. Güneş doğa için ne ise, insan içinde dostluk aynı şeydir. Dostların kusurlarını görmezden gelmek, onların bazı taşkın hareketlerine göz yummak da deliliğin bir parçası olarak yorumlanmıştır.Erasmus: yaşamımızda yaptığımız güzel, hoş ne varsa bunu deliliğe borçluyuz der ve ekler: insanın kendine hayranlık duymasından, her yaptığı işten tatmin olmasından daha delice bir şey yoktur.Yazara göre ayrıca yer yüzünde neden çıktıkları belli olmayan büyük yıkımlara acılara ve hüzünleri beraberinde getiren savaşlarda delice bir olgudur.Erasmus hayatı bir komedya olarak algılar. Ya içinde yaşadığın kalabalığın deliliklerine katlanacaksın ya da toplumla beraber hatalar zincirinde kaybolacaksın.Yazar eserinde bilgelik ve delilik arasında ki farklara da değinmiş ve farklılığı şöyle yorumlamıştır: Euripides adlı düşünür : “tüm taşkın duygular deliliği doğurur. Deliler tutkularına, bilgeler ise akıllarına boyun eğerler. Deliliğin ruhunda ne varsa,yüzünde yazılıdır bunu gizlemeden söyler,bilgenin ise iki dili vardır, biri gerçeği söylemek biri gerekirse gizlemek için. Bilge kolayca siyahı beyaza, beyazı siyaha çevirebilir, ağız hem soğuğu hem sıcağı üfler, sözleri de düşüncelerinden uzaktır.”Günümüz gerçeğinde de, bu sözlere uyan, sayısız insan,politikacı ve bağnaz din adamı yok mu? Eserin günceliği burada karşımıza çıkıyor.Erasmus’a göre insanlar kendilerini bilgeliğe ne kadar kaptırırlarsa mutluluktan da o kadar uzaklaşırlar. Mutlu insanlar kendileri eğlendiği gibi etraflarına da mutluluk saçarlar.Yazar eleştirilerini, çağının din adamlarına ve kilisesine de yöneltir. Kitap bu niteliği ile de asırlar boyunca bağnazlığa karşı olan en etkili eserlerden birisidir.Erasmus der ki: Delilik insan olmaktır, çünkü doğasına ve aldığı eğitime uygun olarak yaşayan kimse mutludur. Kendi doğal halinde yaşayan kimseye mutsuz denemez.“Deliliğe övgü “ güncelliğini zamanımıza kadar kormuş, çağının düşünce sistemini eleştiren bir baş yapıt özelliğine kavuşmuştur. Eser, özünde felsefe ile gülmeceyi ustaca birleştirmiştir. Yazarın savunduğu ana fikir ise: İnsanlığın tüm baskılardan kurtulmasını ve özgürlüğe ulaşmasını sağlayan unsur deliliktir.



2 yorum:
iyi günler, benim arkadaşım var!
i sizin seviye boyunca almak tam olarak nasıl zevk
Yorum Gönder