31 Ağustos 2008 Pazar

SONBAHAR


baharın sonu, hüznün başladığı mevsim... hiç bir hatıraya özgü olmayan nice mekanların tezahür ettiği yitik zaman. kıyametlerin koptuğu, lavların aktığı, dağların çöktüğü gönüller besler ancak seni. hasretin ateş olduğu, ateşin küllendiği, sevdanın karalar bağladığı, ölümün kol gezdiği, acıların filizlendiği son mevsim... baharım... sebebim... ....

sarıya çalan ayrılıklar çoğalır her sonbaharda (aslında son değildir bu bahar, çünkü ayrılıklar son bulmaz hiç bir bahar). her ayrılık sonbaharda başlar ve büyüdükçe sararır.

dökülen umutların sayısı yaprakları geçince tüm baharların sonbaharı gelmiş demektir ve yapraklardan çok yüzler sararınca ayrılıkların sonu gelmemiş demektir.

sonlanan nedir sonbaharda? aşk mi? umut mu? mutluluk mu?...
sonlanan ayrılık mı? hüzün mü? uzaklık mı? .... nedir başlayan?...

eylül kokan gecelerde yıldızlar sararıp gökyüzünden tek tek düşerler, tıpkı gözyaşları gibi; ağlayan bir çift sevgilinin uzaklığa meydan okumaları sırasında akıttıkları. güz makamında tınılar eşlik ettiğinde içindeki enstrümanlara, aşkın kedere akar, yani ayrılığa, yani sona, yani son bahara.

kaç mevsim yaşar aşkın belleğinde?

bir aşkın serüveni kaç yaprağı sarartır?

kaç takvimde sonbaharın adı hazandır?

her aşk soluk soluğa kalır gökyüzünü gürleten sonbahar tufanında. bir kentin şahitliği yeter ayrılığın başlamasına, son bulmasına hiç bir kent şahitlik etmez.

puslu bir mevsimde son bulur tüm baharlar. son bir bakışla sonlanır aşklar.
son bir baharda... sonbaharda.

İSMAİL İLİŞ

0 yorum: